Gezi Blog'u
Site Slogan

”İLM’İ PARA İLE Mİ SATIYORSUN,NEDEN ÜCRET ALIYORSUN DİYENLERE CEVABIMIZ

 * Hazreti Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim âlimlere karşı böbürlenmek, cahillerle münakaşa etmek ve halkın dikkatini üzerine çekmek maksadıyla ilim öğrenirse Allah onu cehenneme sokar.” İbni mace 250 

Buradaki açıklanmak istenen mevzu zaten çok açık ve belli,maksat gösteriş,riya ,kibire dayanan bir niyet hasıldır.

 

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

 

“İlim talebi her Müslüman erkeğe ve kadına farz kılınmıştır.”

Taberani Mucemu’l-Evsad 9

 

”İlim öğrenmek her müslümana fardır.” Hadisi Şerifinde anlatılmak istenen ise,

Şârihlerin açıklamalarına göre yukarıda zikretmiş olduğumuz hadîs-i şerîfte geçen herkese farz olan ilimden maksat, her bir mü’minin gerek inanç gerekse de amel konusunda kendisine zarurî olan ilimdir namaz,abdes ve temel dini bilgiler içeren,imanımızın temelini oluşturan İslam esasları hakkındadır. Zira farzı terk eden, azâba dûçâr olur. Herkesin her türlü ilimle meşgul olabilmesi ise mümkün değildir. Dolayısıyla bu hadîs-i şerîfte kastedilen ilmin, herkesin dini ve hayatı için zarurî olan ilim olduğu açıktır.

 

Bir nevi İslami çerçeve içinde insanlara şifa için vesile olan ehli kişileri,karalamak adına,yahut sırf menfaat uğruna karalamak adına

 

‘’Allahın ilmini para ile satıyorsunuz’’

‘’ilim para ile satılır mı?’’gibi ayetin  sadece bir yerinde mevcut olan

 

 ‘’ ayetlerimi yok pahasına satmayın’’ cümlesini alıp ,karalama yoluna giden birçok kişi ile karşılaştık.Şahsım gibi inanıyorum Alternatif yöntemler ve Havass gibi ilimler ile şifaya vesile olma yolunda olan bir çok meslektaşlarım da ,bu karalama cümlesi ile çok karşılaşmışlardır…

    Ben bu durumu  aynen , namaz kılma işine gelmeyen kaypak zihinlilerin,Maide Suresin 43. Ayetinin öncesini,sonrasını katmayarak  sadece

‘’

: Ey inananlar, namaza yaklaşmayın’’

Cümlesini cımbızlayanların durumuna benzetmekteyim…

 

 

Halbuki ayetin devamı  Siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüp iken de yolcu olan müstesna, gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız, yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlara dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız

 

  Şeklindedir.

 

İşte şimdi yukarıdaki  ayetteki ‘’ ’ ayetlerimi yok pahasına satmayın’’ Cümlesini baza alarak ‘’ İlmi para ile satıyorsunuz diyenlere bu ayetin açıklaması terfi ne imiş görelim hep birlikte.

 

Ayet budur:

 “İçinizde nur ve hidayet bulunan Tevrat’ı biz indirdik. Kendilerini (Allah’a) teslim etmiş olan Nebiler, Yahudiler hakkında onunla hükmediyorlar, keza Allah’ın kitabını muhafaza etmekle görevlendirilmiş olmaları sebebiyle din adamları ve âlimlerde, o kitaba göre hüküm veriyorlar ve onun, Allah’ın kitabı olduğuna şahitlik ediyorlar. Hal böyle olunca insanlardan korkmayın da benden korkun ve ayetlerimi yok pahasına satmayın. Herkim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, Onlar kâfirlerin ta kendisidir.”

Maide 44

 

Kur’an-ı Mecid Tefsiri:

 

İbni Abbâs ve Mücâhid (Radıyallâhu an hüm)`ün beyan ları vechile; âyet-i celîlenin son cümlesinde gizli bir kayıt mevcuttur ki bunun takdiri: “Her kim Kur’ân’ı reddederek ve Rasûlullâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)`in beyanlarını inkâr ederek Allâh-u Te`âlâ’nın indirdiğiyle hükmetmezse, işte o kimse kâfirdir!” demektir. Zira Ehl-i Sünnet itikadına göre hiçbir günahı işlemek sahibini kâfir etmez, ama yaptığı günahı helâl kabul ederek işleyenler kesinlikle kâfir olurlar. Dolayısıyla Allâh-u Te`âlâ’nın indirdiğinin dışındaki hükümleri doğru kabul ederek ve onlarla hükmetmeyi helâl görerek böyle yapan kimseler âyet-i kerîmenin hükmüne dâhildirler. Ama Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîflerde geçen bütün hükümleri kabul ettikleri halde haram işlediklerini bilerek Allâh’ın indirdiğinden başkasıyla hüküm verenler, Müslümanların fâsıklarından olurlar ki; artık işleri Allâh’a kalmıştır, dilerse onları affeder, isterse kendi lerine azap eder!

Beğavî tefsirinde ulemâdan nakledildiği üzere; bu hüküm, Allâh-u Te`âlâ’nın bir konudaki kesin hükmü nü bildiği halde, açıkça ve kasten reddeden kimse hakkındadır. Yoksa bir hüküm kendisine gizli kaldığı için yahut te’vilinde yanlışlık yaptığından dolayı o hükmü reddeden kimse bu tehdide dâhil değildir. Bu hususta geniş malumat için bakınız: Rûhu’l-Furkan: 7/138-141

 

İşte bu  Ayeti  Kerim’e nin asıl tefsirinide inceledikten sonra ,gelelim,Havass  ( dualar, Kuran ayetleri vefkler yazılarak,kimi sulara okunarak yapılan ilim.)ve Rukye( okuyup,üfleyerek ) ile çalışmalarda ücret almamızın hakkımız ve caiz olduğu hakkında çeşitli Hadisi Şeriflere,ve Sahabilerin yaşadıkları hadiseler.

 

Bize Ebû Avâne, Ebû Bişr’den; o da Ebû’l-Mutevekkil’den; o da Ebû Saîd el-Hudrî (r.anh)’den şöyle tahdîs etti:
Rasûlullah’ın sahâbîlerinden (otuz kişilik) bir seriyye, me’mûr oldukları bir sefere gittiler. Nihayet bunlar Arab kabilelerinden bir kabile üzerine indiler ve onlardan kendilerini konuk etmelerini istediler. Fakat o kabîle halkı bunları konuk etmekten çekindiler. Bu sırada o kabîlenin seyyidi zehirli bir hayvan tarafından sokuldu. Kabîle halkı harekete geçip her çâreye başvurdular, fakat hastaya hiçbir fayda vermiyordu. Bunun üzerine onlardan bâzıları:
— Şu sizin yakınınıza inmiş olan kaafile halkına gitseniz, belki onların bâzısının yanında birşey, bir çâre bulunabilir, dediler.
Akabinde kabîle halkı sahâbîlere geldiler ve: — Ey cemâat! Seyyidimiz (bir akreb tarafından) sokuldu. Onu tedâvî etmek için herşeye koştuk, fakat ona hiçbirşey fayda vermiyor. Sizden birinizin yanında buna bir çâre var mıdır? diye sordular.
Sahâbîlerden birisi (ki Ebû Saîd’in kendisidir): — Evet, ben varım. Vallahi ben elbette duâ ve tedâvî ediciyimdir. Fakat vallahi bizler sizden bizi konuklamanızı istedik de sizler bizi konuklamamıştınız. Artık şimdi ben de bizim için bir ücret tâyîn etmedikçe size duâ ve tedâvî yapacak değilim, dedi.
Sonunda (otuz adedli) bir bölük koyun sürüsü üzerine anlaştılar. Ebû Saîd onlarla birlikte kabile başkanının yanına gitti, “el-Hamdu lillâhi Rabbil-âlemîn” Sûresi’ni sonuna kadar okumaya ve adamın üzerine üflemeye başladı.
Nihâyetinde adam, bukağısından çözülmüş hayvan gibi serbestlendi, ileri geri yürümeye başladı. Artık kendisinde hiçbir hastalık kalmadı.
Ebû Saîd dedi ki: Kabile halkı üzerinde anlaşmış oldukları ücreti sahâbîlere ödediler.
Sahâbîlerden bâzıları: — Bu koyunları taksîm ediniz! dediler.
Fakat duâ yapan kimse: — Hayır, taksîm etmeyiniz! Bizler Rasûlullah’a gidelim, olan hâdiseyi O’na zikredelim de bakalım bizlere ne emredecek! dedi.
İşin sonunda sefer hey’eti Rasûlullah (s.a.v.)’in huzuruna geldiler ve bu hususu kendisine zikrettiler.
Rasûlullah (Ebû Saîd’e hitaben): — “Fâtiha’nın bu kadar etkili bir duâ ve tedâvî olduğunu sana kim bildirdi? İyi ve doğru hareket etmişsiniz. Şimdi koyunları taksîm ediniz ve bana da sizlerle birlikte bir pay ayırınız!” buyurdu.
(Buhari, Tıb, Bab 39, 34, Hadis no : 64, 52; Muslim, Selam, bab 23, Hadis no: 65 – 2201; Ebû Dâvûd, Tıb: 19; İbn Mâce: Tıb: 37; Tirmizi, Tıb, bab 20, Hadis no: 2064)

Bu hadîs, Kur’ân karşılığında ücret almayı değil, duâ ile ma’nevî tedâvî karşılığında ücret şart kılmayı ifâde etmektedir.

Rukye için ucret almak câizdir. Maamafih mesele ihtilaflıdır. Atâ ile Ebû Kabe’ye göre hastanın üzerine Fatiha okuduğu için ve Fâtiha’yı öğretmek mukabilinde ucret almak caizdir. İmam Mâlik ile, Şafiî, Ahmed b. Hanbel ve Ebu Sevr’in mezhebleri de budur. Kurtubi, rukye hakkında İmam-ı Â’zam’ın kavli de bu olduğunu nakletmiştir. Zuhrî ‘ye göre ucret mukabilinde Kur’ân öğretmek mekruhtur.
İmâm-ı Âzam ile diğer Hanefiyye imamlarına göre ucret mukabilinde Kur’an öğretmek câiz değildir.

Hadîsten Çıkan Hükümler

l. Hastanın iyileşmesi dileği ile Kur’an-ı Kerîm âyetlerini okumak karşılığında ucret almak meşrudur.

Nevevî bu hadîsin şerhinde:
Bu hadis, Fatiha ve zikir okumak sureti ile nefes etmek karşılığında ucret almanın caiz olduğuna ve bunda bir mekruhluk bulunmadığına delâlet eder. Kur’an-ı Kerîm’i öğretmek ucretini almanın hükmü de böyledir.
Şâfiî, Mâlik, Ahmed, îshâk, Ebû Sevr ve diğer selef âlimleri ile onlardan sonra gelen âlimlerin mezhebi budur.
Ebû Hanife, nefes etmek üzere Kur’an okumak ucretini almayı caiz görmüş, fakat Kur’an öğretme ucretini caiz görmemiştir.

Verilen koyunların hepsi okuyucunun hakkıdır. Ebû Said’in, koyunları arkadaşları ile bölüşmesi onun bir bağışı mahiyetindedir, sırf arkadaşlarının gönülleri hoş olsun ve bir yardımlaşma olsun, diye taksim etmiştir. Yoksa arkadaşlarının hiç bir hakları söz konusu değildir, demiştir.

2. Hastanın iyileşmesi dileği ile Kur’an okumak ve Allah’a’ sığınmak, duâ etmek meşrudur.
Muslim’in “Tıb, hastalık ve rukye” kitabının başında Nevevi özetle şöyle der:
“Bu bölümde rivayet edilen bir hadîste: «Nefes etmeyen, ettirmeyen ve Rablerine tevekkül edenler hesaba tâbi tutulmadan cennet’e girecekler» buyurulmuştur. Bu hadisin, nefes etmenin meşruluğuna dâir gelen ve burada rivayet edilen hadislere muhalif olduğu sanılmasın. Nefes etme ve ettirme işine iltifat etmeyenlerin övgüsüne âit hadis, kâfirlerin sözleri, anlamı bilinmeyen sözler ve yabancı dille yazılı sözlerle yapılan Rukye (nefes etme ve ettirme) işine aittir. Çünkü anlamı meçhul sözler veya yabancı dille söylenen sözler, küfrü mûcib veya kufre yakın birtakım mânâları taşıyabilir, ya da söylenmesi ve dile getirilmesi mekruh şeyleri ihtiva edebilir. Bu nedenle bu tür Rukye’lere itibar etmeyenler övülmüştür.
Kur’an âyetleri ve bilinen zikirler ile yapılan Rukye yâni nefes etmek ve ettirmek yasak değildir, bilâkis sünnettir. Âlimler, Kur’an âyetleri ve Allah’ın zikirleri ile Rukye etmenin ve ettirmenin câizliği hakkında icmâ bulunduğunu nakletmişlerdir.

El-Mâzirî: Rukye, Allah’ın kitabı ile veya O’nun zikirleri ile yapıldığı zaman caizdir. Fakat yabancı dil ile veya mânâsı bilinmeyen sözlerle yapılan Rukye caiz değildir ve yasaklanmıştır. Çünkü bu tür Rukyede kufru mûcib bir durum olabilir.
Ehl-i Kitâb, yâni Hristiyan ve Yahudilerin yaptıkları Rukye hakkında âlimler ihtilâf etmişlerdir.
Ebû Bekr-i Sıddik (Radıyallâhu anh) bunu caiz görmüştür.
Mâlik ise, tahrif edilmiş Tevrat ve İncil âyetleri ile Rukye etmeleri endişesi ile onların Rukyelerine tevessül etmeyi caiz görmemiştir.
Ehl-i Kitab’ın Rukye’lerini caiz görenler demişler ki: Ehli Kitab’ın, Rükye’lerini değiştirmedikleri kanısı vardır. Çünkü, bunu değiştirmelerinde bir amaç yoktur. Onlar kendi amaçlan doğrultusunda tahrifler yapmışlardır. (Misalen: Peygamber (Aleyhi’s-salâtu ve’s selâm)’imiz ile ilgili âyetleri Tevrat ve İncil’den çıkarmışlardır.) Kendi amaçlarına hizmet etmeyen tahrifleri ne için yapacaklar, demiştir.

 

Şimdi konunun Ayet-Hadis olarak fıkıh-i mevzusunu inceledik,Şimdi acizane Şahsi serzenişim olarak diyorum ki

hayatta her şey emek ister,ve bedeli vardır.Oysa insanlar Tıp ilmi okurlar Devletin Ünüverstesinde, ilkokuldan buyana kitapları devlet karşılar vs,çoğu kişi,hemen hemen  herkes devletin okulunda okur…Ve kimi öğretmen,kimi doktor,kibi başka  bir meslek sahibidir.Ve devletin okulunda okuduğu  gibi bir çok ücretsiz hizmetlerden faydalandığı da olur ,ve meslek sahibi olduğu zaman ,mesleğini ele alır.Okul hastane ,polis,avukat ,hakim envai çeşit meslek sahibi olanlar,yine Devletin sunduğu mekanlarda görev icra ederler ve ayrıyetten Devlettende mevkisine göre maaş alırlar senelerce…

Peki hiç kimse bir doktora,polise,öğretmene vs diye bilir mi

‘’sen hem devletin okulunda okudun,hem anne baba parası ,devlet desteği ile okudun bukadar imkanlar karşısında bu ilimleri neden para ile satıyorsun? Neden para alıyorsun? Diye bilir mi? Biliyorsunuz tıp olsun öğretmenlik olsun diğer şeyler olsun hepsi toptan ilimdir.

Ve tüm ilimler ‘’ Adem a.s ‘a öğretildiğini  ve’’ ilmin kapısı Hz Ali dir ‘’ hadisini de göz önüne alır isek bu ilimde Rabbimiz den kaynağı geldiğinide düşünürsek  bu şekilde karşılaştığımız tablo neyi gösterir

‘’Tüm ilimler Allahındır’’ toplosu ile karşı karşıya geldiğimize göre hiç kimse doktora,eczacıya,öğretmene,polise, terziye,demirciye  diye bilir miki

‘’Allahın ilmini sana Peygamberler,Halifeler vasıtası ile sunulan bu ilim karşılığından ücretsiz,öğrenci okut,davalara bak,vatanı koru,kıyafet dik vs ???

Tabikii denemez ,diyen kişiyece sen ‘’ delimisin ‘’ iması ile bakış atarsınız birde,çünkü döngü olmaz kurala ters,çünkü kul muhtaç,para almasa yaşamı olmaz.

Ve tek ‘’ALMADAN VERMEK ALLAH’A MAHSUSTUR’’ çünkü onun sorumluluğu,acziyeti,muhtaçlığı yoktur.

İşin birde şu tarafından bakar isek,Rabbimizin su kaynaklarından bize sunduğu o berrak suları dahi biz kullar ,marketlerden,büfelerden İnsanın hiç el olarak emeği olmayan bu kaynak sularını dahi ml ‘e göre ücret ile alıyoruz…Peki hanginiz diye bilir ? bakkaldan,büfe ,marketten aldığı tezgahtara

‘’Allahın bize sunduğu kaynak suyu neden para ile satıyorsun?’’ yada dediniz mi?

Yeyip içtiğinizi dahi Allahın yarattığı fıtrat üzeri boşaltan bir insan olarak dışarıda dahi wc lere  ücret dahilinde giriyorsunuz…

Bütün bunlara sormuyor ,ücretsiz yap diyemiyor,ama bizlere gelince yaygarayı basıp karalamaya yer alıyorsunuz…

Bu dünyada para ile alınamayacak ,paha biçilemeyecek en değerli şey ‘’ZAMAN,VAKİT’’ dir . Bizler de emin olun bir ünüverste okuyan gibi zaman verdik ilim öğrendik,kitap okuduk,emek verdik,zaman zaman bir çoğunu ,okurken vermediğiniz kadar kitabına,ilmine para verdik,gecemiz gündüzümüz verdik,eşimizden çocuklarımızdan sağlığımızdan ödün verdik.…Ve yine başka yetrden değinirsek, Havass çalışmalarında kullanılan safran- misk-amber  ve hastalığa duruma göre çeşitli tütsüler kulanıyoruz.her hastanınkini cebimizden mi verelim?Zaman veriyoruz bazen saatler, günler sürüyor en değerli vaktimiz ve emeğimizi veriyoruz…

Sen bir kişinin namına bir dua okuduğun zaman,ondaki ağırlığı algılıyor ve rahatsızlanıyorsun,yahut bırak başkasını okumayı,??

Bazen ücret vermek istemeyenleri boş çevirmemek ve destek olma namına Manevi Reçete dediğim yöntemi sunuyorum,ve tamamen ücretsiz,ve bunları,şukadar gün okur isen Allahın izni ile şifa bulursun diyoruz ve tek kuruş almıyoruz,size hazırladığımız listeyi veriyoruz ve bunuda sırf senin şifalanman için yapın diyoruz, kendi rahatszlığın için okumaktan hayıflanıyor,vakim yok ,okuyamam diyorsun?

Bee kardeşim sen daha sana verdiğimiz duayı,sureleri şukadar gün oku dediğimizde ,ağım ağım ağlıyor,kendi şifan için yarım saat okumada zorlanıyorsun…Ama bize gelince,hem malzemeleri sen al,yaz çiz gönder,seanslar yap dakikalarca,hem günlerce beni oku,hem üzerinde cin,musallat,nazar,hastalık tüm ağırlığımı al ama benden tek kuruş alma diye bin türlü ,param yok ,borcum çok,battım çıktım diye türlü bahaneler sunuyor,baktın buda mı tutmadı

‘’Vay Allahın ilmini para ile satıyorsun’’ diye provokatörler gibi yaygarayı basıyorsunJ

‘’Almadan vermek ancak Allaha mahsustur ‘’ diyor ve bu yaygaranın boş laf olduğunu  her şeyin bir bedeli olduğunu hatırlatıyorum…

‘’ARMUT PİŞ AĞZIMA DÜŞ ‘’ hesabı yapıp ,bana ‘’hayrına yap ‘’kelimesine  söyleyeceğim cümle şudur,Hayır Allah ile kulun arasında olan bir mevzu ise bizim hayrımızı bir tek Allah bilir, diyorum ve bu kişilere şunuda hatırlatarak bu mevzuya bir açıklık getirdiğimi düşünüyorum…Unutmayın ki

 

‘’ BEDAVA PEYNİR ,FARE KAPANINDA BULUNUR’’:)

ELİF KURUÇAY (ACUN)

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.